<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
  <channel>
<title>Kamu Memuru - Kamu Personeli Haberleri - Memur Alım İlanları</title>
<link>https://www.kamumemuru.com</link>
<description>Son Dakika Kamu Personeli Haberleri, Kamu Personel Alımları, kamu işçi alımları, İşkur İlanları, memur haberleri Kamu Memuru platformunda sizleri bekliyor.</description>
<language>tr</language>
<copyright>https://www.kamumemuru.com</copyright>
<image>
<title>https://www.kamumemuru.com</title>
<url>https://www.kamumemuru.com/images/genel/logo1.fw.png
</url>
<link>https://www.kamumemuru.com</link>
<width>315</width>
<height>90</height>
</image><item>
<title>ULUSAL SPOR BRANŞLARINDA NEDEN İSTİKRAR SAĞLAYAMIYORUZ</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Genç nesilleri zinde tutan en önemli unsurlardan birisi sportif faaliyetlerdir. Ulusal ve uluslararası müsabakalar, bu tarz sportif faaliyetleri her zaman gündemde tutmaktadır. Ülkeler, olimpiyatlara katılacak sporcular için çok büyük yatırımlar yapmakta ve bu tarz müsabakalara fevkalâde ehemmiyet vermektedir. Ayrıca her ulusal yönetim bu müsabakaları kendi ülkesinde düzenleyebilmek için ciddi çabalar sarf etmektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ülkemiz geçmiş yıllarda güreş, halter gibi spor dallarında çok büyük başarılar kazanmış, pek çok başarılı sporcu yetiştirmiştir. Son yıllarda ise sadece basketbol takımlarımızın kazandığı bazı başarılar, futbol takımlarımızın zaman zaman aldığı başarılı sonuçlar ve milli takımımızın elde ettiği dereceler gururumuzu okşamaktadır, fakat üzülerek ifade edelim ki alınan bütün bu başarılar devamlılık arz etmemiştir. Geçmiş yıllarda güreşte ve halterde elde ettiğimiz başarıları bugün mumla arar olduk. Futbol takımlarımızın aldığı başarılı sonuçlar hiçbir zaman istikrarlı olmamış, milli takımımız kimi zaman zirvelerde dolaşırken kimi zaman da adeta yerlerde sürünmüştür. Basketbol alanındaki son yıllardaki başarılar için ise “Keşke böyle devam etse!” diye temennide bulunmaktan başka çaremiz bulunmamaktadır. Umarım yanılırım ama korkarım ki bu alanda da bizim müzmin hastalığımız nüksedecek gibi görünüyor.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Neden devamlılığı sağlayamıyoruz sorusunu sorup bu soruya mantıklı cevaplar bulmak zorundayız.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Evvela, millet olarak çok tez canlıyız; duygularımız, tepkilerimiz çoğu zaman ani olmakta ve çok hızlı karar vermekteyiz. Sabır gerektiren mevzularda maalesef sabretmeyi çok beceremiyoruz. Futbol oyun sistemi üzerinden konuyu ele alacak olursak ve Alman futbol ekolu ile bizim futbol mantalitemizi karşılaştırırsak, arada çok ciddi manada farklar olduğunu görebiliriz. Mesela, bizler hedefe ulaşmak için çok tez canlı hareket ederken Alman futbolunda sabır ve disiplinin en önemli prensiplerden olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Milli takımımız işi zora sokmadan asla motive olamamakta, bazen gol attıktan hemen sonra gol yiyebilmektedir ama Alman futbol ekolünde tam bir disiplin hakimdir, maçın 90'ıncı dakikasına gelmiş olsalar bile hatta uzatmalar oynanıyor olsa bile Almanlar asla oyun disiplininden kopmazlar, beş tane gol atmış olsalar bile altıncı golü takip ederler. Bizdeki anlayış şudur, bir gol atayım üzerine yatayım, olursa olur olmazsa ne yapalım. Bu anlayışla nereye kadar gidebiliriz? Maalesef futboldaki bu bakış açımız bütün sporlara da yansımıştır. Çünkü millet olarak aceleciyiz, millet olarak sabırsızız, millet olarak pek çok şeye tahammülümüz yok ve çok çabuk galeyana geliyoruz.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İsviçre ile yaptığımız milli maçları hatırlatmak isterim sizlere. Gereksiz gerilimler, anlamsız kavgalar bizi maalesef başarısız kılan faktörlerin başında gelmektedir. Futbolcularımızın Avrupa maçlarında aldığı sarı kartlar ve kırmızı kartlara baktığınızda ne kadar anlamsız ve gereksiz kartlar olduğunu çok rahatlıkla görebiliyoruz. Bu da zihinsel mantalitemiz ile alakalı bir durumdur.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Sportif faaliyetlerin çocukluktan başlayan bir eğitim serüveni olması gerektiğini kabul etmemiz gerekmektedir. Avrupa futbolunda kendini kabul ettirmiş Real Madrid ve Barcelona gibi takımlara baktığınızda, çocukların çok erken yaşta futbola başladığını ve çok erken yaşta profesyonel futbola adım attığını görebilmekteyiz. Hatta Barcelona ile Real Madrid'in 11 yaş altı takımlarının yaptığı maçları izlediğimde kendimden utandım, zira Türkiye'deki pek çok profesyonel lig maçında bile böylesine bir kaliteyi bulmanız adeta imkansız. Pekala 10 yaşındaki bir çocuk nasıl olur da 20-25 yaşındaki profesyonel bir futbolcudan daha güzel ve daha disiplinli bir futbol oynar? Bahsettiğim takımlarda altyapıda oynanan futbol sistemiyle A takımın oynadığı futbol sistemi aynıdır, bu da altyapıdan yetişecek çocukların A takımına çıktığında uyum problemi yaşamasına engel olmaktadır ve altyapıdaki bu çocuklar abilerinin futbol tarzının aynısını sahaya yansıttığı için adeta çocuk takımı A Takımı'nın bir aynası gibidir ve bu gibi takımlarda iş çok ciddiye alınır, altyapıya girmeniz için para vermeniz yeterli değildir kabiliyet ve başarı en önemli faktörler arasındadır. Oysa bizde bir altyapı takımına girebilmek için aylık parayı vermeniz yeterlidir, kabiliyetinizin ne olduğuna bakılmaz. Çünkü mesele tamamen maddi bir kazanç unsuru haline gelmiştir, durum böyle olunca da futbolumuzun gelişmesi de çok mümkün değildir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yıllardır altyapı takımları ile farklı liglerde mücadele yapan futbol takımlarımızın üzülerek ifade edelim ki çok iyi futbolcu yetiştirdiğini söyleyemiyoruz. Sorarım size son yıllarda Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş gibi büyük takımların altyapısından kaç tane futbolcu yetişmiştir ve bu yetişen futbolculardan kaç tanesi vizyonda kalabilmiştir?</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Karamsar bir tablo çizmek istemiyorum ama maalesef durum bu. O halde ne yapacağız? Bence her şeyden önce sportif faaliyetleri, maddi kazanç amaçlı kullanan ve istismar edenleri bir an önce bu ortamlardan uzaklaştırmak lazım. İşi tamamen profesyonel yapan ve çocukluktan itibaren profesyonel sporcu yetiştiren antrenörler ve kulüp başkanlarına çok ihtiyacımız var. Ayrıca çocukluktan itibaren tamamen spor amaçlı insan yetiştirmek için özel okullarımızın da olması gerektiğini düşünüyorum. Çocuklar bir yandan eğitim alırken bir yandan da çok sevmiş oldukları sporla meşgul olarak işini profesyonelce yapma şansına sahip olacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Devletimizin amatör branşlara destek vermesi gerekmektedir. Zira amatör branşlar kâr eden branşlar değildir. Dikkat ederseniz hemen hemen bütün amatör branşlarda sponsor sistemi hakimdir. İnsanlar basketbolda ve voleybolda da futboldaki gibi çok yüksek gelirler olduğunu zanneder ama mesele öyle değildir. Bir futbol Stadı'nda 30 bin kişi yer alabilirken bir voleybol maçında tribündeki insan sayısı 300-500 kişidir Böylesi bir müsabakada tribün gelirinden bahsetmek ne kadar mümkündür? Bununla birlikte bu spor dallarında forma reklamları, televizyon gelirleri de inanılmaz düzeyde düşüktür. Hal böyle olunca, bu branşların gelişmesi için devlet desteğine mutlaka ihtiyaç vardır. Bu vesile ile yetkililerimizi göreve davet ediyoruz.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yukarıda bahsettiğimiz hususları dikkate alarak eğer sporda başarı istiyorsak özverili sabırlı ve ciddiyeti bir şekilde çalışmalıyız. Bunun yanında işini profesyonelce yapan insanlara çok ihtiyacımız var ve çocukluktan itibaren evlatlarımızı en iyi şekilde yetiştirmemiz gereklidir. Eğer bunları yapabilirsek önümüzdeki yıllarda çok başarılı neticeler elde edebiliriz. Umarım bu hususta ciddi adımlar atarız ve ciddi başarılar elde ederiz.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Duran Can ATEŞ</author>
<link>https://www.kamumemuru.com/yazarlar/duran-can-ates/ulusal-spor-branslarinda-neden-istikrar-saglayamiyoruz/3/</link>
<pubDate>Sat, 15 Apr 2023 22:43:23 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>GENÇLİĞİMİZ NEREYE GİDİYOR?</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">GENÇLİĞİMİZ NEREYE GİDİYOR?</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Modernitenin en büyük problemlerinden birisi, gelişen ve ilerleyen teknoloji ile birlikte geleneksel değerlerin yok olmasıdır. Toplumların nesilden nesile aktarılan kültürel mirasını ifade eden gelenek, aslında milletleri ayakta tutan ve hayata tutunmasına vesile olan temel yapı taşlarıdır. Bu temeller zaman zaman sarsıntıya uğrayıp kimi zaman da köklü olarak yıkılabilmektedir. Bu yıkımın tesiri bütün toplumu alakadar etmekle birlikte böylesi olumsuz bir durumun en büyük etkisi gençlik üzerinde olmaktadır. Çünkü gençlik, toplum içerisindeki tahribe en müsait yapıdır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Osmanlı Devleti yüzyıllarca üç kıtaya hakim olmuş ve nice muazzam orduları dize getirmiştir. Lakin Osmanlı'nın son döneminde yaşanan kültürel erozyon, büyük tahribatlara sebebiyet vermiş, bu yıkımdan en çok da genç nesil etkilenmiştir. Tank ve tüfeğin yıkamadığı, kılıcın ve merminin bileğini bükemediği Türk gençliği, Avrupa tarzı yaşam standartlarının hayata hâkim olması neticesinde kendi benliğini yitirmiş ve adeta çürümeye yüz tutmuştur. Bütün bu sebepler, Osmanlı'nın yıkımının temelini oluşturmuştur. Günümüzde aynı tehlikeler bizi de tehdit etmektedir. Ama günümüzün tehdidi geçmiştekinden çok daha tehlikelidir. Bunu görmek hiç zor olmasa gerek.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Harf İnkılabı ile birlikte cehaletin dozu giderek artmış ve geleneksel değerler yok olmaya mahkum olmuştur. Nitekim Harf İnkılabı, milyonlarca insanın bir gecede cahil olmasına sebebiyet vermiştir. Çünkü okuma yazma bilen koca bir nesil bir gecede cahiller ordusuna dönüşmüştür. Bazı okuyucularımız bu ifadelerin konu ile bağlantısı olmayacağını düşünebilir ama unutulmamalıdır ki geleneğin en önemli unsurlarından birisi dildir. Dedesinin okuduğu kitabı anlamayan, hatta babasının kullandığı kelimeleri hot gören bir nesil için gelenek ve görenek gibi kavramlardan bahsetmek hiç mümkün müdür?</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Toplumumuzun günümüzdeki durumunu değerlendirirsek, bizi birbirimize kenetleyen ve bir olmamızı sağlayan sosyal bağlarımızda geçmişten çok daha fazla yozlaşma olduğunu ve geleneklerimizden fersah fersah uzaklaştığımızı rahatlıkla görebiliriz. Globalleşen dünyada genç nesil giderek azalmakta, toplumlar ihtiyarlaşmakta ve çağdaş nesil bir önceki nesilden tamamen uzaklaşmaktadır. Böylece zayıf olan toplumsal bağlar da giderek kopmaya yüz tutmakta ve mesele giderek içinden çıkılmayacak bir hal almaktadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Her ne kadar Avrupa ülkelerine kıyasla ülkemizin geleneklerine bağlı bir yapıya sahip olduğunu göğsümüzü gere gere söylesek de işin aslı böyle değildir. Japon insanı ile kıyas yaptığınızda meselenin hiç de öyle olmadığını ve mukayese edilmesi gereken toplumların Avrupa halkları olmadığını müşahede edebilirsiniz. Artık tabelalarımız; Türkçe kelimelerden tamamen mahrum, gençlerimizin konuşmaları ise çok dar bir alana mahkumdur. Üzülerek ifade edelim ki gençlerimizin sosyal hayatta konuşmuş olduğu ya da bir başka ifade ile kullanmış olduğu kelime sayısı beş yüzü geçmemektedir. Dili böylesine dar kullanan bir neslin hayata bakış açısının ne kadar kısıtlı olduğunu görmemiz çok zor değildir. Çünkü konuşma dili, zihindeki kavramların karşılığıdır, düşündüğünüz gibi konuşur ve konuştuğunuz gibi düşünürsünüz. Büyük sosyolog Cemil MERİÇ’in de dediği gibi; “Dil namustur.” Dilini kaybeden toplum namusunu kaybetmiş insan gibidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bütün bu problemleri göz önüne aldığımızda çözümün kolay olmadığını söyleyebiliriz, fakat umudumuzu kaybetmek ve mücadeleden vazgeçmek bu aziz milletin evlatlarına hiç yakışmamaktadır kanaatimce. Bu sorunun çözümü, öncelikle ortada bir problem olduğunu kabul etmekle başlayacaktır. Zira mevcut durumda hiçbir sorun olmadığını kabul etmek aslında sorunların en büyüğüdür.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Peki ne yapabiliriz? Kanaatimce bütün projeleri bir tarafa bırakıp evvela gençliğimizin kültürel seviyesini yükseltmenin yollarına bakmalıyız. Öncelikle okuyan ama nitelikli okuyan bir genç nesil oluşturmak zorundayız. Sözün tam da bu bölümünde nitelikli okuma kavramı üzerinde durmak istiyorum. Zira önüne gelen her şeyi okumak, insana bir şey kazandırmayacaktır- gerçi onu bile arar olduk- ifadesi çok cüretkâr bir ifade değil herhalde. Gençlerimizi daha fazla ama nitelikli okumaya teşvik etmek, mümkün mertebe televizyondan ve bilgisayardan uzaklaştırmak, sosyal medyanın girdabından çocuklarımızı tutup çıkarmak en önde gelen vazifelerimizdendir; hele hele sosyal medyanın gençlerimize yaptığı kötülüğü tarif etmek neredeyse imkansızdır. Bunun içindir ki, çocuğumuzun elinden tutup onu parklara ve oyun alanlarına götürmek, beraberce oyun oynamak, evde televizyonu kapatıp büyüklerimizden öğrendiğimiz klasik oyunları tekrar hatırlamak aile bağlarını daha da güçlendirecek ve bir nebze olsun kültürel bağlarımızı tekrar canlandıracaktır. Yaz günlerine yaklaştığımız şu günlerde çocuklarımızı alıp mesire yerlerine gitmek ve beraberce mendil kapmaca, saklambaç, yakan top, beş taş gibi oyunları oynamak çocukların size bağlanmasına ve aile bağlarının kuvvetlenmesine vesile olacaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Geleceğimizin karanlık olmasını istemiyorsak; millet olarak gençliğimize sahip çıkmak ve kültürümüzü onların dimağlarına nakış nakış işlemek zorundayız. Kültüründen ve geleneklerinden kopmuş bir toplumun ayakta kalması asla mümkün değildir. O halde kendimiz için, ailemiz için, milletimiz için ve tüm dünya için sağlam bir gelenek ve sağlam bir toplumun tohumlarını hep beraber atalım. Gün gelecek atılan bu tohumlar yeşerecek, filizlenecek ve taze taze çiçekler açıp harika meyveler verecektir. O halde haydi şimdi harekete geçme zamanı. Kendinize acımıyorsanız lütfen çocuklarınıza ve onlardan gelecek nesillere acıyın.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Duran Can ATEŞ</author>
<link>https://www.kamumemuru.com/yazarlar/duran-can-ates/gencligimiz-nereye-gidiyor/2/</link>
<pubDate>Sat, 15 Apr 2023 22:40:41 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>EĞİTİM SİSTEMİMİZDEKİ HATALAR VE ÇÖZÜM YOLLARI</title>
<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">EĞİTİM SİSTEMİMİZDEKİ HATALAR VE ÇÖZÜM YOLLARI</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyanın var oluşundan bugüne kadar her dönemde, eğitim meselesi insanlığın bir problemi olmuştur. Zira her insanın eğitime ihtiyacı vardır ve her toplum kendi fertlerini eğitmek zorundadır. Buradan hareketle, tarihin her döneminde ve yeryüzünün her yerinde eğitimin bir zaruret olduğunu söyleyebiliriz. Toplumda önder mesabesinde olan herkes –ki buna aile reisi de dâhildir- bireylerin eğitilmesi için elinden geleni yapmaya çalışmaktadır. Fakat kaçınılmaz bir durum olarak, zaman zaman eğitim müesseselerinde ve eğitim tarzlarında birtakım problemler meydana gelmektedir. Bütün dünyada ve her zaman meydana gelebilecek bu problemler elbette ki ülkemizde de zaman zaman baş göstermektedir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yıllardır eğitim üzerine çalışan, bu konuda fikirler ortaya koyan ve bazı problemleri çözmeye çalışan eğitimcilerimiz çözüm noktasında maalesef ciddi bir ilerleme kaydedememiştir. Sözü uzatmadan söylemek gerekir ki, teklif edilen çözüm önerileri yaramıza merhem olmak yerine açık yaramıza tuz basmıştır. Bu yazımızda eğiten ve eğitilen açısından konuya bakıp eğitim olgusu çerçevesindeki sorun üzerinde durmaya çalışacağız. Sadece sorunları tespit etmek yeterli olmayacağı için bu sorunların çözüm yolları üzerinde de durmamız gerekmektedir. Öncelikle eğitimle ilgili sorunlar nelerdir sorusuna cevap vermeye çalışalım.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">1. Eğitimin uzun soluklu bir süreç olduğu asla unutulmamalıdır. Bunu niçin söylüyoruz? Çünkü eğitimle ilgili sorunların çözümünde maalesef kısa vadeli çözüm önerileri sunulmaktadır. Bu çözüm önerileri, sorunları ortadan kaldırıyormuş gibi görünmesine rağmen aslında problemi daha da içinden çıkılmaz hale getirmektedir. Şöyle düşünün;  siz liselerdeki eğitim seviyesini yükseltmek istiyorsunuz ve sorunu kökten ortadan kaldırmak istiyorsunuz ama ortaya koyduğunuz çözüm önerileri kısa vadeli hedeflere yönelik oluyor. Bunun için de sistem değişikliği yapmanın birkaç yıl içinde meselelere sihirli değnek dokunmuş gibi çözüm olacağını düşünürüz. Bu açıdan yapılan ilk şey de, sınavların adını ve maarif sistemini değiştirmek olmaktadır. Oysa bunun yerine, uzun vadeli ama neticede çok faydalı olacak çözüm önerileri sunmak gerekir. Şöyle düşünün; bir ağacın yetişmesi için yıllar gerekiyor hatta bazı ağaçlar var ki onlardan meyve almak için onlarca yıl beklemeniz gerekir. Ama nedense söz konusu olan eğitim olunca, biz neticeyi hemen almayı umuyoruz. İşte bu, en büyük yanılgılarımızdan birisidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">2. Eğitim ile ilgili problemlerin çözümünde hep başkasını suçluyoruz. Mesela; öğrenci öğretmeni, öğretmen öğrenciyi, müdür öğretmeni, öğretmen müdürü suçluyor, bunun yanında Milli Eğitim Bakanı öğretmenleri, öğretmenler ise Milli Eğitim Bakanlığını suçluyor. Oysa doğru olan bu değildir; doğru olan, herkesin öncelikle kendi kendine; “Acaba ben nerede yanlış yapıyorum?” diye sorması ve soruya ciddi anlamda cevap aramasıdır. Bunun ardından -kendi hatasını gördükten sonra- başkalarının hatalarına bakmaktır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">3. Eğitimci yetiştirilmesine yeterince ehemmiyet vermiyoruz. Bunu söyle açalım; mesela bir ürünün meydana gelmesi için gerekli donanımları sağlama ve ihtiyaç olunan mali gereksinimi karşılama noktasında elimizden gelen fedakârlığı yapıyoruz, o işi yapacak kişinin kabiliyetli olup olmadığına ve becerisinin ne düzeyde olduğuna bakıyoruz. Mesela bir gıda firması, sakız üretmek için gıda mühendisi alırken öncelikle iş için müracaat eden kişiden CV istiyor. Bunu istemekten gaye, ilgili kişinin daha önceden yaptıkları ve yapabildiklerini görmek içindir. Asıl amaç ise daha kaliteli ve daha az maliyetli sakız üretmektir. Ama maalesef eğitim için personel alımı söz konusu olduğunda fakülteden mezun olan herkesi; kabiliyetine ve becerisine bakılmadan öğretmen olarak atıyoruz. Oysa çobanlığın bile -bunu çobanlığı hafife almak için söylemiyorum- bazı kuralları vardır. Onun muhatabı, hayvanlar olmasına rağmen bu hususta dahi ciddi birikim gerekmektedir. Maalesef bu millet veterinerlik mezunu arkadaşlarımızın, okullarımıza öğretmen olarak atandığı dönemleri de görmüştür.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki okulların aksine özel okullardaki öğretmenlerin kaliteli olduğu düşünülebilir. Oysa mesele öyle değildir. Zira atanamayan ve kenarda köşede kalan tecrübesiz genç öğretmenler özel okullarda ya da kolejlerde çok düşük maaşlarla çalıştırılmaktadır. Özel okullarımızın durumu böyle olunca Milli Eğitim kurumlarımızın eğitim kalitesinin düşük olmasının sadece personelden kaynaklandığını düşünmek çok büyük bir hatadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">            Yukarıda sıraladığımız maddelerin dışında pek çok husus daha dile getirilebilir, fakat konuyu çok uzatmadan ben maddeler üzerinden çözüm önerilerini sunmak istiyorum. Evvela, eğitimin en önemli kıstaslarından birisinin sabır olduğu asla unutulmamalıdır. Bu süreçte adım adım ilerlemek, hedefe emin adımlarla yürümek ve neticeyi sabırla beklemek en önemli hususlardan birisidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir başka noktadan meseleyi ele aldığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz; sorunu başkalarında aramak yerine öncelikle problemin bize bakan taraflarını ele almak gerekir. Büyük filozof Farabi'nin dediği gibi herkes evinin önünü temizlerse faziletli ve erdemli bir toplum meydana getirmek hayal değildir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Üçüncü husus; eğitimin yatırım yapılmaya değer en önemli şey olduğunu unutmamalıyız. Maalesef bizim maarif sistemimizde -en basitinden bakarsak- öğretmenin aldığı maaş, öğretmenin toplum karşısındaki konumunun ne düzeyde olduğunun acı bir göstergesidir. Bir binayı bekleyene verilen değer, insanları eğitmekle yükümlü olan öğretmenden çok daha fazladır. Öğretmene olan bakış açısı yerli yerinde olmadığından toplumumuzun eğitime bakışı da aynı doğrultuda olmaktadır.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Netice olarak şunu söylemek gerekir ki, biz toplum olarak eğitime yeterince değer vermiyoruz hatta eğitimi de gerekli bulmuyoruz. Bu son cümleyi arz etmemin sebebini basit bir örnekle açıklayabilirim. Örneğin, bizim eğitim müesseselerimiz vardır ama eğitimi veren kişiler öğretmendir. Yani aslında onların eğitim vermek gibi bir amaçları yoktur. Çünkü asıl hedef öğretmektir! Meseleye sadece bu noktadan bakmak bile sorunların çözümüne ne kadar uzak olduğumuzun açık bir göstergesidir.</span></span></span></p>

<p style="margin-bottom:11px"> </p>

<p style="margin-bottom:11px"><span style="font-size:11pt"><span style="line-height:107%"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Umarım erdemli toplumun tohumları bir an önce atılır ve bu millet, nitelikli ve donanımlı nesilleri bir daha görme bahtiyarlığına kavuşur. Zira bu milletin genlerinde dünyaya hükmetmiş bir neslin izlerini görebilirsiniz. Yeter ki doğru yerde doğru adımı atmayı bilelim.</span></span></span></p>
]]></content:encoded>
<author>Duran Can ATEŞ</author>
<link>https://www.kamumemuru.com/yazarlar/duran-can-ates/egitim-sistemimizdeki-hatalar-ve-cozum-yollari/1/</link>
<pubDate>Sat, 15 Apr 2023 22:39:29 +0300</pubDate>
</item></channel>
</rss>