Projenin hedefi, Güneş Sistemi'ne en yakın yıldız sistemi olan Alpha Centauri'ye ulaşmak. Geleneksel uzay araçlarının aksine Starwisp, kendi itki sistemini yanında taşımıyor. İvmelenme için gereken enerji, Dünya'dan ya da Güneş Sistemi içerisinden gönderilecek yönlendirilmiş mikrodalga ışınlarıyla sağlanıyor.Bir kilometrelik dev yelken, sadece 20 gram
Starwisp'in en dikkat çekici özelliği, olağanüstü düşük kütlesi. Yaklaşık 1 kilometre çapındaki ağ biçimli yelkenin toplam kütlesinin 20 gram civarında olması tasarlanıyor. Bunun yaklaşık 16 gramını ağ yapısı, kalan 4 gramını ise yelkenin farklı noktalarına yerleştirilen mikro elektronik sistemler oluşturuyor.Katı bir yüzey yerine son derece ince tellerden oluşan ağ yapısının tercih edilmesinin temel nedeni ise kütleyi mümkün olduğunca azaltmak. Çünkü yıldızlararası mesafelerde küçük bir kütle avantajı bile ulaşılabilecek hız açısından büyük fark yaratabiliyor.10 GW'lık mikrodalga ışınıyla hızlanacak
Konseptte yaklaşık 10 gigawatt gücündeki mikrodalga ışınının dev yelken üzerinde oluşturduğu basınçtan yararlanılıyor. İddialı tasarıma göre sonda, yerçekimi ivmesinin yaklaşık 115 katına denk gelen bir ivmeyle hızlandırılabiliyor.Yoğun ışın desteğinin ardından Starwisp'in saatte yaklaşık 60 bin kilometre hıza ulaşması hedefleniyor. Bu hız, ışık hızının yaklaşık beşte biri olarak ifade ediliyor.Ancak burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Sonda Alpha Centauri'ye ulaştığında fren yapamayacak. Yanında yakıt veya ağır bir yavaşlatma sistemi bulunmadığından yıldız sisteminin yanından yüksek hızla geçerek gözlem gerçekleştirecek.Bu nedenle proje, klasik anlamda bir "yıldızlararası araç"tan çok, yıldız sisteminin yakınından geçerken mümkün olduğunca fazla veri toplamaya çalışan ultra hafif bir keşif sondası niteliği taşıyor.Asıl dev yapı uzay aracında değil, arkasında
Starwisp'in yalnızca 20 gram olması projenin kolay olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, konseptin en büyük mühendislik problemlerinden biri, bu minik sondanın arkasındaki dev altyapı.Mikrodalga ışınının milyarlarca kilometre boyunca sondaya yönlendirilebilmesi ve odaklanabilmesi için yaklaşık 50 bin kilometre çapında bir Fresnel merceği gibi devasa bir optik altyapı öngörülüyor.Yani Starwisp'in kendisi neredeyse bir avuç içinden bile daha hafif bir elektronik sistem ölçeğinde tasarlanırken, onu hızlandıracak enerji altyapısı gezegen ölçeğinde bir mühendislik projesine dönüşüyor.Sadece yelken değil, aynı zamanda dev bir anten
Starwisp'in ilginç yönlerinden biri de ağ yapısının yalnızca itki üretmek için kullanılmaması.Yelken üzerindeki mikro devrelerin görüntü toplama, veri işleme ve iletişim görevlerini üstlenmesi planlanıyor. Görünür ışık, kızılötesi ve ultraviyole bölgelerinde gözlem yapılabilmesi sayesinde sonda, karşılaştığı yıldız sistemi hakkında bilimsel veriler toplamaya çalışacak.Daha da sıra dışı olan ise yelkenin kendisinin bir tür faz dizili anten gibi kullanılması. Toplanan verilerin işlenmesinin ardından bilgilerin yönlendirilmiş bir mikrodalga ışınıyla Dünya'ya gönderilmesi hedefleniyor.Ancak burada da yıldızlararası mesafenin acımasız bir gerçeği devreye giriyor: Alpha Centauri'den gönderilen sinyallerin Dünya'ya ulaşması yaklaşık 4,3 yıl sürecek.21,5 yıllık yolculuk ve ardından 4,3 yıllık veri bekleyişi
Konsepte göre Starwisp'in Alpha Centauri'ye ulaşması yaklaşık 21,5 yıl sürebilecek. Fakat Dünya'daki araştırmacıların elde edilen verileri görmesi için buna sinyal yolculuğunun da eklenmesi gerekiyor.Dolayısıyla sondanın hedef sisteme ulaşması, görevin Dünya açısından tamamlandığı anlamına gelmiyor. İlk verilerin Dünya'ya ulaşması yaklaşık dört yıl daha alacak.Üstelik yüksek geçiş hızı nedeniyle gözlem penceresi de oldukça kısa. Sondanın Alpha Centauri yakınındaki hedef bölgeden geçişi sırasında yaklaşık 40 saatlik sınırlı bir gözlem fırsatı bulunması öngörülüyor.Starwisp'in önündeki en büyük engel: Isı
Konseptin önündeki sorunlardan biri, mikrodalga ışınının oluşturacağı yüksek sıcaklık. İlk tasarımda alüminyum ağ kullanılması düşünülürken, daha sonraki çalışmalarda yüksek sıcaklığa dayanıklılık nedeniyle karbon tabanlı ağ yapıları gündeme geldi.Bu konu, Starwisp'in kâğıt üzerindeki fikrini gerçek bir uzay aracına dönüştürmenin ne kadar zor olduğunu gösteriyor. Bir yandan kütlenin gram seviyesinde tutulması, diğer yandan güçlü mikrodalga ışınının neden olduğu ısının kontrol edilmesi gerekiyor.Çılgın fikirden yıldızlararası araştırma vizyonuna
1980'lerde ortaya atılan Starwisp fikri bugün hâlâ yıldızlararası keşif tartışmalarının en sıra dışı örneklerinden biri. Konseptin temel düşüncesi basit: Uzay aracını küçültmek yerine, enerjiyi aracın dışına taşımak.Bu yaklaşım, yıldızlararası yolculuğun en büyük problemlerinden biri olan yakıt kütlesini ortadan kaldırmayı hedefliyor. Fakat karşılığında Dünya veya Güneş Sistemi çevresinde kurulması gereken devasa enerji, ışınlama ve odaklama altyapısı ortaya çıkıyor.Dolayısıyla Starwisp'in asıl devrimi, "küçük bir uzay aracı yapmak"tan çok daha fazlasını ifade ediyor. Eğer bu tür ışınla itki sistemleri bir gün uygulanabilir hâle gelirse, geleceğin yıldızlararası araçları belki de büyük motorlar ve yakıt tankları taşıyan klasik uzay araçları olmayacak.Onların yerine, gramlarla ölçülen elektronik sistemler ve kilometrelerce uzanan ışık yelkenleri yıldızlara doğru gönderilebilir.Starwisp henüz uygulanabilir bir yıldızlararası görev olmaktan uzak olsa da ortaya koyduğu fikir, insanlığın başka yıldızlara ulaşmak için mutlaka devasa bir uzay gemisine ihtiyaç duyup duymadığını yeniden sorgulatıyor. Geleceğin yıldızlararası yolculuğu, belki de arkasında yakıt taşımayan ve önünde dev bir roket bulunmayan; uzaktan ışınlanan birkaç gramlık bir ağla başlayacak.